Türkiye arabuluculuğu arabulucu.com ile tanıyor

Her geçen gün artan okucuyu sayısıyla arabulucu.com çok geniş kitlelere ulaşmaya başladı. Türkiyenin yaklaşık 40 ilinden düzenli okuyucusu olan arabulucu.com ‘un ulaştığı illeri sayacından aldığım haritayla sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.

Günlük kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Tercih ederken erkek mi yoksa kadın arabulucu mu?

Okuduğum ilginç bir makeleyi sizlerle paylaşmak istedim. Bu makalenin inceleme konusu, ihtilaf yaşayan tarafların, arabulucu tercih ederken arabulucunun cinsiyetine yönelik eğilimleri. Aşağıda bulunan makale özetinden anlaşılacağı gibi insanların arabulucu seçerken yaptığı tercih “erkek arabulucu” lardan yana ağır basmakta. Tercihleri etkileyen unsurların başında da kadın ve erkek arabulucular arasındaki olayları algılama farklılıkları ve uyuşmazlık sahiplerinin kafasındaki arabulucuya ilişkin şablonun yol açtığı tespiti yapılmakta.

Abstract:
Third-party mediation is a popular means for resolving conflict in a variety of contexts. We investigated the extent to which a mediator’s gender may influence the disputing individuals’ view of the mediation. An examination of existing studies indicated that in general male mediators were perceived more favorably than their female counterparts were. Different perceptions could be the result of either behavioral differences between men and women or the stereotypes that disputants may hold regarding males and females. These results provide yet more evidence that additional barriers and challenges exist for women, compared to men, in the world of work.

Makalenin tamamını PDF formatında indirmek için TIKLAYINIZ (Üst menüden download ‘ı seçtikten sonra çıkan sağlayıcı ikonlarından herhangi birisini tıklayarak indirebilirsiniz.)

Arabuluculukta Kariyer, Geleceği Görmek, Raporlar / Çalışmalar kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yanlış üzerine yanlış, şimdi de Ali Sirmen’den

Daha önce Sn. Güney Dinç ‘in yazısını arabulucu.com anasayfasından yayınlayarak blog da da eleştirisini yazmıştım. Sn. Dinç’ in yazısından oldukça “etkilenmiş” olmalı ki Sn. Ali Sirmen de 23 Eylül 2008 tarihli Cumhuriyet gazetesinde arabuluculuk kanunu tasarısı = AKP = şeriat anlamına gelecek bir yazı yazmış. Hiçbir geçerli bilgiye dayanmayan iddialarla, sadece AKP ‘yi karalamaya odaklı kapanyalarına arabuluculuk alet edilmektedir. Yanlış bilgi ve önyargılar üzerine kat kat nefret inşa edilerek kendi içlerinde anlamsız bir sarmala düşmüşlerdir. Bir gün AKP iktidari sona ererse, arabuluculuk bir meslek olarak kabul görüp toplum barışına beklenmedik katkılar sağlarsa, bu değerli yazarlar yazdıklarını tekrar okuduklarında yanlarında olmak isterdim. Sn Sirmen in yazısını da arşivimize alarak sizlerle paylaşmak istedim:

Sırada ‘Özel Şeriat Mahkemeleri’ mi Var? – ALİ SİRMEN

Eylül 23, 2008 – ALİ SİRMEN, CUMHURİYET

Cumhuriyet gazetesini Cumhuriyet yapan çeşitli özelliklerinin yanı sıra ikinci sayfadaki Olaylar ve Görüşler köşesi de var. O sütunda kimler yazmadı ki? Cumhuriyet Aydınlanmasının önemli isimlerinin birçoğu, aralarında Hasan Ali Yücel ve Macit Gökberk de olmak üzere, o sütunun yazarları olmuşlardır. 1980’li yılların sonlarına kadar. Melih Cevdet Anday ve Hıfzı Veldet Velidedeoğlu her hafta bir gün muntazaman o sütunda yazarlardı. Artık Melih Cevdet Bey yok ki her cuma o köşede yazılarını okuyabilelim. Ama geçen cuma (19 Eylül) aynı köşede, değerli hukukçu, amatörün ötesinde bir alaturka meraklısı olan Güney Dinç’in Özel Şeriat Mahkemeleri mi Geliyor?başlıklı bir yazısı var ki mutlaka okunması gerekir. Eğer atladıysanız bulup okuyun!

Değerli hukukçu dostum Dinç, AKP’nin yeni dönemde Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabulucuk Kanunu Tasarısı adını taşıyan bir düzenlemeyi TBMM’ye sunma hazırlığı içinde olduğunu bildiriyor, bu çok önemli yazısında. Tarafların niza halinde arabulucuya başvurmalarında hiçbir hukuk düzeninde engel yok.

Ancak Dinç’in yazısından anlaşıldığına göre, AKP’nin yeni tasarısında, bu kuruma hukuki bir statü kazandırılmak istenmektedir.

Her şeyden önce tasarıya göremahkemeler tarafları arabulucuya başvurma konusundaaydınlatıp, teşvik edebileceklerdir.

Görülmekte olan bir davada taraflar arabulucuya başvurma niyetlerini açıklarlarsa duruşmalara iki defa altışar ay ara verilecektir.

***

Tasarının daha da ilginç olan yönü, 18. maddede belirtildiği gibi, arabulucuya başvurulması halinde arabulucunun da katılımıyla imzalanan anlaşma belgesi, kesinleşmiş bir mahkeme kararı gücünü kazanması ve icra hâkiminin onayından sonra doğrudan doğruya daireleri eliyle uygulamaya konabilmesi. AKP bu yargı dışı yargının sınırlarını genişletmek niyetinde olduğunu tasarının şu cümleleriyle ortaya seriyor:

Alternatif uyuşmazlık çözümleri ceza yargısı ile idari yargı alanında da kabul edilmektedir. Ancak özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların niteliği ve arabuluculuk yöntemlerinin de farklı olması nedeniyle, ceza ve idari uyuşmazlıklardan ayrı olarak düzenlenmesinin isabetli olacağı düşünülmüştür.Arabulucuların “tarafsız ve bağımsız kişiler” olduğu her ne kadar belirtilmişse de, yasama ve özellikle yürütmeden, ne derece bağımsız olacaklar? Adalet Bakanlığı’na bağlı olarak, Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapacak bu kişilerin Bakan ve müsteşar veya Hukuk İşleri Müdürü karşısında nasıl bağımsız statüye kavuşturulacakları belli değildir.

Tabii ki bu arabulucular, TC yasalarını uygulamakla mükellef olmayacaklar ve böylelikle kurnazca bir yöntemle hukuk birliği ilkesi ortadan kalkacaktır.

Hiç kuşkunuz olmasın ki, AKP ve yandaşları, bu tasarı için yargının çok ağır olan yükünü hafifletmek gibi gerekçeler bulacaklardır.

***

Ama Milli Görüş’ten bu yana hukuk birliği ilkesine karşı çıkanların gerçek niyetleri konusunda çok uyanık olmak zorundayız.

Unutmayalım ki laik, demokratik, sosyal hukuk devletini, sivil darbeyle bir İslam cumhuriyetine çevirmeyi amaçlayan sivil darbenin şu andaki aşaması yargı, üniversite ve TSK ile ilgilidir. Ve bu tasarı yargının bay-pass edilerek, saf dışı bırakılmasını kolaylaştıracaktır.

Bu tasarıyı yerli yerine oturtmada yardımcı olacak bir yazı da, Bilim ve Ütopya dergisinin Eylül 2008 nüshasında, değerli dostum. Prof. Dr. Cahit Can’ınDevrim ve Hukukadlı makalesidır.Hukuk, hukuk dışındaki sosyoekonomik gelişmelerin ürünü olduğu için, özellikle devrim- hukuk bağlamında bu tarihsel gelişmelerin göz önünde bulundurulması zorunludurdiyen Cahit Can’ın Türkiye’deki hukuk devrimini irdeleyen mantığıyla olaya baktığınızda devrim-hukuk ilişkisini de, karşı devrim – hukuk ilişkisini de bütün ayrıntılarıyla kavramak olanağını bulup, AKP’nin ne yapmak istediğini daha açık anlamak mümkün oluyor.

Yalnız Türkiye’de değil, hemen dünyanın her yerinde çok önemli yasalar, anlaşmalar zaman zaman içeriği kamuoyu tarafından fazla tartışılıp, anlaşılmadan geçiyorlar parlamentolardan.

Güney Dinç’in Cumhuriyet’teki yazısı çok önemli bir tasarı konusunda kamuoyunu uyarıyor.

Bu uyarı üzerine, başta ana muhalefet CHP olmak üzere (MHP’nin bu konulardaki çizgisi AKP’den pek farklı olmadığına göre onları es geçebiliriz.) laik düzene bağlı yayın organları ve kalemler çok dikkatli olmak, tasarıyı kamuoyu önünde bütün ayrıntılarıyla açık açık tartıştırmak durumundadırlar.

Güney Dinç “tehlikenin farkında” olan biri olarak, bizi uyarmakla büyük bir görev yapmıştır. Kendisini kutlamak gerek

Doğrular ve Yanlışlar, Günlük, Haberler kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Mediate.com arabulucular için bir nimet…

Yaklaşık 5 yıldır mediate.com un müdavimiyim. Arabuluculuk ve uyuşmazlık çözümü konusunda öğrendiklerimin ve şu andaki birikimimin büyük bölümünü bu sitede yayınlanan oldukça kaliteli makeleleri okuyarak elde ettiğimi söyleyebilirim. Arabulucu.com ‘un da Türkiye’nin mediate.com’u olmasını umuyorum.  Tam 79 kategoride makele yayınlayan mediate.com, konusunda bir kütüphane görevi görüyor. Makeleleri ücretsiz olarak sunan site, arabulucular için yaptığı web dizaynı, reklam gelirleri ve üye arabuluculardan aldıkları “eyalete ve şehir göre arabulucu” dizinine kayıt olma karşılığında alınan ücretlerle hayatını sürdürüyor. Bu kadar yıllık müdavimliğin sırasından gördüğüm kadarıyla, bu sitedeki yazı kalitesi hiç düşmedi ve üzerinde yazılacak konu da hiç bitmedi. Yabancı dil sorunu olmayan ilgililere mediate.com için vakit ayırmalarını öneririm.

Günlük kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Resmi arabulucular da arabuluculuk eğitimi almalılar

İşçi işveren uyuşmazlıklarının çözümünde resmi arabuluculuk ve hakeme başvurma hukukumuza ihtiyaç nedeniyle çok önceden girmiş bir düzenlemedir. Hakeme ve Resmi Arabulucuya Başvurma Tüzüğü resmi arabulucularda aranan nitelikleri de düzenliyor. Aranan niteliklerin gerçek manada arabuluculuk yapmaya yetmeyeceği ilk okumada anlaşılabiliyor. Buna göre resmi arabulucu olabilmek için:

Madde 26 – Resmi arabulucularda aşağıdaki nitelikler aranır:

a) Türk vatandaşı olmak,

b) Medeni ve siyasi hakları tam olarak kullanma ehliyetine sahip olmak,

c) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin A-5 inci fıkrasında öngörülen genel koşulları taşımak,

d) Siyasi partilerin organlarında görevli olmamak,

e) Sendika şubesi, sendika ve konfederasyonlarda herhangi bir suretle görevli bulunmamak.

f) Kamu kurum ve kuruluşlarında görevli bulunmamak (Yükseköğretim Kanunu hükümleri saklıdır),

g) Hukuk, sosyal politika, endüstri ilişkileri, iktisat ve işletme öğrenimi yapılan en az dört yıllık bir yükseköğretim kurumunu bitirmiş ve işçi-işveren ilişkileri alanında en az beş yıl çalışmış olmak veya diğer yükseköğretim kurumlarını bitirmiş ve kamu kurum ve kuruluşlarında en az 10 yıl iş hukukuyla ilgili görevlerde çalışmış olmak.

Görüldüğü gibi resmi arabulucu olabilmek için arabuluculuk eğitimi gibi bir eğitimin alınması aranmamaktadır. Zaten tüzüğün yayınlandığı yıllarda da böyle bir eğitimi verecek altyapıdan bahsetmek de zor görünüyor. Resmi arabulucuların “uyuşmazlık tutanağı” düzenlemekten daha ileri fonksiyonlarının olamamasında, tarafların arabulucudan çözüm yönünde bir beklentinin olmaması sebep olarak gösterilebilir. Gerekli şartları taşımaktan çok, arabulucuların “arabuluculuk yapma” yeteneklerinin ön plana çıkması resmi arabuluculuğu işler hale getirebilirdi…

Ülkemizin arabuluculuk gibi yeni bir serbest meslekle tanışmaya hazırlandığı şu günlerde, arabulucuların alması gereken ciddi eğitim, arabulucuların asgari standartlarını belirlemede önemli rol oynayacak. Herhangi bir eğitim alınmaksızın el yordamıyla yürütülen resmi arabuluculuk da hukuk uyuşmazlıkları için yürütülecek arabuluculuk ile en azından eğitimleri açısından birbirine entegre edilmeli ve resmi arabuluculuk için de aynı eğitimden geçme şartının aranması yönünde düzenleme yapılmalıdır. Böylece arabuluculukta uygulama ve eğitim birliği sağlanabileceği gibi, 1984 ten beri mevzuatımızda bulunan resmi arabuluculuktan da beklenen fayda elde edilmeye başlanabilir.

Arabuluculuk Eğitimi, Resmi Arabuluculuk kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesinin uygulanmasını yönetmelik mi engelliyor?

İnisiyatif.net hukuk sitesi yayınladığı  makaleler ve çalışmalarla internette kaynak aramalarında neredeyse herzaman karşımıza çıkan kaliteli bir hukuk sitesi. Uzun zamandır yayında olan sitenin ADR bölümü de var. Avukatlık Kanunun 35/A maddesiyle ilgili olarak yazılmış az sayıda makaleden en önemlilerinden birisi de inisiyatif.net ‘in sahibi Hasan Aydın Tansu tarafından kaleme alınan Uzlaşmazlıkların Çözüm Seçenekleri (ADR) Ülkemizde Uygulanabilir mi? Avukatlık Kanunu 35/A, Avukatlık Kanunu Yönetmeliği 16 ve 17. maddelerinin Değerlendirmesi başlıklı yazı. Arabuluculuğun meslekleşmesiyle birlikte avukatların arabuluculuktan daha etkin imkanlar sağlayan Av. Kan. 35/A maddesiyle kendilerine sağlanan mevcut yetkilerine daha sıkı sahip çıkacaklarını düşünüyorum.

Avukatlık ve Arabuluculuk, Doğrular ve Yanlışlar, Geleceği Görmek, Raporlar / Çalışmalar kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Korku edebiyatı kime yarıyor?

Değerli hukukçu Güney Dinç‘i kütüphanemde bulunan kitabından tanıyorum. Saygıdeğer hukukçunun Cumhuriyet Gazetesindeki “arabuluculuk = şer’i adalet” anlamına gelebilecek yazısı beni oldukça şaşırttı. Özellikle arabuluculuk gibi bütün dünyada kabul görmüş, üstelik günden güne yaygınlaşan bir uyuşmazlık çözüm yönteminin şeriatla özdeşleştirilmesi şaşırtıcıdır, çünkü bu yöntemin uygulandığı ülkelerin neredeyse hiçbirinde şeriat yoktur. Arabuluculuğun ülkemizde de AB müktesebatının gereği olarak yürürlüğe girmesi gerektiği, bilinçli ya da bilinçsiz olarak gözardı edilerek, sadece AKP ve malum politikalarıyla illiyet kurularak yazı inşa edilmesi bana “zorlama” geldi. AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmasının sonucu olarak yaptığı yapacağı  icraatlarla, bu hükümet dönemine denk gelmiş olan düzenlemenin malesef ilgisi yoktur. Bu nedenle Sn. Güney Dinç o güçlü kalemini boşa sallanmıştır… En başta, konuyu bu açıdan inceleyeceğim demek bile konuya tarafsız yaklaşılmayacağını anlamıza yetiyor.

Yasa tasarısının amacı ve yasanın kapsamından, özellikle bu yasa tasarısının “tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği” uyuşmazlıklarda uygulanabileceğinden hiç bahsedilmemiştir. Kamu düzenine ilişkin olan ve devletin yargı erkinin müdahalesinin gerektiği hiç bir konuda uyuşmazlık çözümü ve anlaşma yapılamayacağı malesef unutulmuştur.

Çoğumuz gibi müzakere ve uyuşmazlık çözümü gibi “sistemetik tekniklerden” normal şartlarda haberdar olmayan hukukçular, bu konuda tedirgin ve şüpheci olabilirler. Ancak bu üzerinde şeriat rüzgarları estirilen sistemetik teknikler, dünyada nasıl olacaksa Türkiye’de de onlar olacaktır. Yoksa bunu bir dini ayine benzetmek akılcı değildir. Arabulucunun ikna ve telkinyöntemlerini kullanması kesinlikle mümkün değildir. Arabulucu, tarafsızlığını yitirmesi manasına gelecek hiçbir tavsiye ve yönlendirmede bulunamaz. Bu yöndeki ifadelerin gerçeği yansıtması mümkün değildir.

Bir kimseye tehditle, şantajla, töre ve cemaat baskısıyla bir sözleşme imzalatılamaz mı? Bu sözleşme geçerli midir? Böyle bir ihtimal sadece arabulucu önünde gerçekleşecekmiş gibi olaylara tek gözle bakmak sağlıklı bir düşünce tarzı değildir. Ayrıca arabuluculuk sırasında şeriat hukuku ya da hukuksuzluğun hakim olacağını düşünmek, arabuluculuk tutanaklarının “hakimin uygulanabilirlik şerhinden” sonra ilam niteliğinde olacağı yönündeki tasarı düzenlemesinin unutulmuş olmasının sonucunda yazıldığı anlaşılıyor. Türk Yasalarına uygun olmayan bir anlaşmanın mahkemenin onayından geçmesi mümkün olamayacağına göre, bunun üzerine yazılanların pek de öneminin kalmadığını düşünüyorum. Hata, hile, ikrahın olduğu her durumda kanunlarımızda işlemi geçersiz kılacak kurallar mevcuttur. Bu yöndeki kaygıya katılmak mümkün değildir.

Ayrıca hakimin tarafları arabuluculuğa teşvik etmesi bir “aciz göstergesi” olarak değil HUMK 213 m. sinden kaynaklanan bir “sulhe teşvik” görevi olarak algılamanın daha doğru bir düşünce olacağı inancındayım. Neticede insanların uyuşmazlıkları mahkemelerin malı değildir. En kolay ve sancısız nerede çözülecekse orada çözülmeli, hatta arabulucuya bile gitmeden tarafların kendilerinin üreteceği çözümün bile mahkemenin kararından daha tatmin edici olması olasıdır. Şu şartlarda mahkemelerimizin dağıttığı gecikmiş adaleti kim tercih edecektir?

Sn. Dinç’ın arabuluculuk mesleğinin Adalet Bakanlığı bünyesindeki ağır yapılanması konusundaki görüşlerine katılmamak elde değil. Arabulucu.com da yaklaşık dört aydır yapılmakta olan ankette oy kullananların yaklaşık %83 ü de mesleğin Adalet Bakanlığı yerine bağımsız bir meslek örgütü çatısında yapılanması gerektiği yönünde oy kullanmışlardır.

Doğrular ve Yanlışlar, Günlük kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | 3 Yorum