Korku edebiyatı kime yarıyor?

Değerli hukukçu Güney Dinç‘i kütüphanemde bulunan kitabından tanıyorum. Saygıdeğer hukukçunun Cumhuriyet Gazetesindeki “arabuluculuk = şer’i adalet” anlamına gelebilecek yazısı beni oldukça şaşırttı. Özellikle arabuluculuk gibi bütün dünyada kabul görmüş, üstelik günden güne yaygınlaşan bir uyuşmazlık çözüm yönteminin şeriatla özdeşleştirilmesi şaşırtıcıdır, çünkü bu yöntemin uygulandığı ülkelerin neredeyse hiçbirinde şeriat yoktur. Arabuluculuğun ülkemizde de AB müktesebatının gereği olarak yürürlüğe girmesi gerektiği, bilinçli ya da bilinçsiz olarak gözardı edilerek, sadece AKP ve malum politikalarıyla illiyet kurularak yazı inşa edilmesi bana “zorlama” geldi. AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmasının sonucu olarak yaptığı yapacağı  icraatlarla, bu hükümet dönemine denk gelmiş olan düzenlemenin malesef ilgisi yoktur. Bu nedenle Sn. Güney Dinç o güçlü kalemini boşa sallanmıştır… En başta, konuyu bu açıdan inceleyeceğim demek bile konuya tarafsız yaklaşılmayacağını anlamıza yetiyor.

Yasa tasarısının amacı ve yasanın kapsamından, özellikle bu yasa tasarısının “tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği” uyuşmazlıklarda uygulanabileceğinden hiç bahsedilmemiştir. Kamu düzenine ilişkin olan ve devletin yargı erkinin müdahalesinin gerektiği hiç bir konuda uyuşmazlık çözümü ve anlaşma yapılamayacağı malesef unutulmuştur.

Çoğumuz gibi müzakere ve uyuşmazlık çözümü gibi “sistemetik tekniklerden” normal şartlarda haberdar olmayan hukukçular, bu konuda tedirgin ve şüpheci olabilirler. Ancak bu üzerinde şeriat rüzgarları estirilen sistemetik teknikler, dünyada nasıl olacaksa Türkiye’de de onlar olacaktır. Yoksa bunu bir dini ayine benzetmek akılcı değildir. Arabulucunun ikna ve telkinyöntemlerini kullanması kesinlikle mümkün değildir. Arabulucu, tarafsızlığını yitirmesi manasına gelecek hiçbir tavsiye ve yönlendirmede bulunamaz. Bu yöndeki ifadelerin gerçeği yansıtması mümkün değildir.

Bir kimseye tehditle, şantajla, töre ve cemaat baskısıyla bir sözleşme imzalatılamaz mı? Bu sözleşme geçerli midir? Böyle bir ihtimal sadece arabulucu önünde gerçekleşecekmiş gibi olaylara tek gözle bakmak sağlıklı bir düşünce tarzı değildir. Ayrıca arabuluculuk sırasında şeriat hukuku ya da hukuksuzluğun hakim olacağını düşünmek, arabuluculuk tutanaklarının “hakimin uygulanabilirlik şerhinden” sonra ilam niteliğinde olacağı yönündeki tasarı düzenlemesinin unutulmuş olmasının sonucunda yazıldığı anlaşılıyor. Türk Yasalarına uygun olmayan bir anlaşmanın mahkemenin onayından geçmesi mümkün olamayacağına göre, bunun üzerine yazılanların pek de öneminin kalmadığını düşünüyorum. Hata, hile, ikrahın olduğu her durumda kanunlarımızda işlemi geçersiz kılacak kurallar mevcuttur. Bu yöndeki kaygıya katılmak mümkün değildir.

Ayrıca hakimin tarafları arabuluculuğa teşvik etmesi bir “aciz göstergesi” olarak değil HUMK 213 m. sinden kaynaklanan bir “sulhe teşvik” görevi olarak algılamanın daha doğru bir düşünce olacağı inancındayım. Neticede insanların uyuşmazlıkları mahkemelerin malı değildir. En kolay ve sancısız nerede çözülecekse orada çözülmeli, hatta arabulucuya bile gitmeden tarafların kendilerinin üreteceği çözümün bile mahkemenin kararından daha tatmin edici olması olasıdır. Şu şartlarda mahkemelerimizin dağıttığı gecikmiş adaleti kim tercih edecektir?

Sn. Dinç’ın arabuluculuk mesleğinin Adalet Bakanlığı bünyesindeki ağır yapılanması konusundaki görüşlerine katılmamak elde değil. Arabulucu.com da yaklaşık dört aydır yapılmakta olan ankette oy kullananların yaklaşık %83 ü de mesleğin Adalet Bakanlığı yerine bağımsız bir meslek örgütü çatısında yapılanması gerektiği yönünde oy kullanmışlardır.

Facebook yorumları

comments

Powered by Facebook Comments

Bu yazı Doğrular ve Yanlışlar, Günlük kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Korku edebiyatı kime yarıyor? için 3 cevap

  1. Ahmet Turan der ki:

    Tasarıyı hazırlayan AKP değil Galatasaray Hukuk Fakültesinden YÖK eski Başkını Teziç’in kefili olduğu öğrencisi saygıdeğer Prof. Pekcanıtez hocadır. Bu iddianın sahiplerinin AKP ye gözü kapalı saldırabilirler ama değerli hocamıza haksızlık etmesinler lütfen. İnsaf.. Kaldıysa eğer.

  2. Münir Kebir der ki:

    Arabuluculuk çözüm yöntemi,sosyo-kültürel özellikli bir yöntemdir.Bu nedenle, arabulucunun eğitiminin yanında sosyal yaşamı önem arzeder.
    Bu yöntem,belli bir bölgeye tahsis edilmeyeceği için,AK Parti iktidarı sırasında getirildi diye,partinin subjektif algılanan vizyonunu ileri sürerek lekelemeye kalkmak,ideolojik vatandaşlık örneğini teşkil eder.Böyle bir hareket hukukçudan gelirse,fahiş bir hata olur.Arabuluculuğu,şeriat düzeni olarak algılayan kişinin,hukuk sistemi içinde tarafsız kalacağına nasıl inanabiliriz.(?)

  3. Murat SANA der ki:

    Arabuluculuk kurumunun ülkemizdeki uygulamasına karşı çıkılmasında malesef hukuki tartışmalardan çok ekonomik(!) ve siyasal nedenler ön plana çıkmış durumda. Arabuluculuk uygulamasının başlamasıyla gelir kaybına uğrayacağını düşünen avukatların ileri sürdüğü gerekçeler yanında tasarının AKP döneminde meclise sunulmuş olması bahane edilerek ileri sürülen gerekçelerin nitelik olarak birbirinden hiçbir farklılığı yok. Konuyu yargıya intikal etmiş ya da etmesi muhtemel uyuşmazlıkların daha hızlı çözümlenmesi ve sosyal adaletin daha seri bir şekilde sağlanması açısından değerlendirmek ve çözüm önerileri getirmek yerine sadece ideolojik kalıplar dahilinde değerlendirmek ülkemizde bu alanda yapılmak istenen umut verici çalışmalara balta vurmaktan öte gidemeyecektir…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir